<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Herşey Güzel Olacak - Sadece İnan Sadece Sabret  .... by DannyZ</title>
	<atom:link href="http://www.herseyguzelolacak.com/wp/wp_404.php/wp/feed?404;http://www.herseyguzelolacak.com:80/wp/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.herseyguzelolacak.com/wp</link>
	<description>Sadece İnan Sadece Sabret</description>
	<lastBuildDate>Tue, 31 Jan 2012 21:12:56 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Ayrılık &#8211; Asım Yıldırım</title>
		<link>http://www.herseyguzelolacak.com/wp/ayrilik-asim-yildirim</link>
		<comments>http://www.herseyguzelolacak.com/wp/ayrilik-asim-yildirim#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Jan 2012 21:12:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DannyZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Videolar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.herseyguzelolacak.com/wp/index.php?p=8095</guid>
		<description><![CDATA[Tam göğsünüzün ortasında bir yeriniz acıyacak&#8230;
Evinizin sizi içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksiniz&#8230;
Sokağa fırlayacaksınız&#8230;
Sokaklar da dar gelecek&#8230;.


	
	
	
	
	


]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tam göğsünüzün ortasında bir yeriniz acıyacak&#8230;<br />
Evinizin sizi içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksiniz&#8230;<br />
Sokağa fırlayacaksınız&#8230;<br />
Sokaklar da dar gelecek&#8230;.<span id="more-8095"></span><br />
<br/></p>
<div align="center"><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,29,0" width="400px" height="304px">
	<param name="movie" value="http://www.herseyguzelolacak.com/wp/wp-content/plugins/afc-flv-player/component.swf"/>
	<param name="quality" value="high"/>
	<param name="FlashVars" value="autoPlay=false&autoBuffer=false&flvPath=http://www.herseyguzelolacak.com/wp/wp-content/uploads/Videolar/ayrilik.flv&flvImage=http://www.herseyguzelolacak.com/wp/wp-content/uploads/Videolar/ayrilik.jpg&flvTitle=Hersey Guzel Olacak - Videolar&startFrame=1&bgColor=0xFFFFFF&fullScreen=true"/>
	<param name="allowFullScreen" value="true"/>
	<embed src="http://www.herseyguzelolacak.com/wp/wp-content/plugins/afc-flv-player/component.swf" FlashVars="autoPlay=false&autoBuffer=false&flvPath=http://www.herseyguzelolacak.com/wp/wp-content/uploads/Videolar/ayrilik.flv&flvImage=http://www.herseyguzelolacak.com/wp/wp-content/uploads/Videolar/ayrilik.jpg&flvTitle=Hersey Guzel Olacak - Videolar&bgColor=0xFFFFFF&fullScreen=true" quality="high" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" type="application/x-shockwave-flash" width="400px" height="304px" allowFullScreen="true"></embed>
</object>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.herseyguzelolacak.com/wp/ayrilik-asim-yildirim/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AYRILIK</title>
		<link>http://www.herseyguzelolacak.com/wp/ayrilik</link>
		<comments>http://www.herseyguzelolacak.com/wp/ayrilik#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Jan 2012 20:40:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DannyZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler - Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.herseyguzelolacak.com/wp/index.php?p=8093</guid>
		<description><![CDATA[Tam göğsünüzün ortasında bir yeriniz acıyacak&#8230; 
Evinizin sizi içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksiniz&#8230;
Sokağa fırlayacaksınız&#8230;
Sokaklar da dar gelecek&#8230;.
Tıpkı vücudunuzun yüreğinize dar geldiği gibi&#8230;
Ne denizin mavisi açacak içinizi, ne pırıl pırıl gökyüzü&#8230;
Kendinizi taşımayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksiniz&#8230;
Birileri size bir şeyler anlatacak durmadan&#8230;.
&#8216;Önemli olan sağlık.&#8217;
&#8216;Yaşamak güzel.&#8217;
&#8216;Boş ver, her şey unutulur.&#8217;
Siz hiçbirini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tam göğsünüzün ortasında bir yeriniz acıyacak&#8230; <span id="more-8093"></span><br />
Evinizin sizi içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksiniz&#8230;<br />
Sokağa fırlayacaksınız&#8230;<br />
Sokaklar da dar gelecek&#8230;.<br />
Tıpkı vücudunuzun yüreğinize dar geldiği gibi&#8230;<br />
Ne denizin mavisi açacak içinizi, ne pırıl pırıl gökyüzü&#8230;<br />
Kendinizi taşımayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksiniz&#8230;<br />
Birileri size bir şeyler anlatacak durmadan&#8230;.<br />
&#8216;Önemli olan sağlık.&#8217;<br />
&#8216;Yaşamak güzel.&#8217;<br />
&#8216;Boş ver, her şey unutulur.&#8217;<br />
Siz hiçbirini duymayacaksınız&#8230;<br />
Gözyaşlarınızdan etrafı göremez hale geleceksiniz.<br />
O&#8217;ndan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksiniz&#8230;<br />
Hep ondan bahsetmek isteyeceksiniz&#8230;<br />
&#8216;Ölüme çare bulundu&#8217; ya da &#8216;Yarın kıyamet kopacakmış&#8217; deseler başınızı kaldırıp &#8216;Ne dedin?&#8217; diye sormayacaksınız&#8230;<br />
Yalnız kalmak isteyeceksiniz&#8230;<br />
Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak&#8230; İkisi de yetmeyecek.<br />
Geçmişinizi düşüneceksiniz&#8230; Neredeyse dakika dakika&#8230; Ama kötüleri atlayarak&#8230;<br />
Onunla geçtiğiniz yerlerden geçmek isteyeceksiniz&#8230;. Gittiğiniz yerlere gitmek&#8230;<br />
Bu size hiç iyi gelmeyecek&#8230; Ama bile bile yapacaksınız.<br />
Biri size içinizdeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksınız&#8230;<br />
Aslında kurtulmak istediğiniz halde, o acıyı yaşamak için direneceksiniz.<br />
Hayatınızın geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksiniz&#8230;<br />
Aksini iddia edenlerden nefret edeceksiniz&#8230;<br />
Herkesi ona benzetip&#8230;<br />
Kimseyi onun yerine koyamayacaksınız&#8230;<br />
Hiçbir şey oyalamayacak sizi&#8230;<br />
İlaçlara sığınacaksınız&#8230; Birkaç saat kafanızı bulandıran ama asla onu unutturmayan&#8230; Sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren&#8230;<br />
Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek&#8230; Boğazınız düğümlenecek,dinleyemeyeceksiniz&#8230;<br />
Uyumak zor, uyanmak kolay olacak&#8230;<br />
Sabahı iple çekeceksiniz&#8230; Bazen de &#8216;Hiç güneş doğmasa&#8217; diyeceksiniz.<br />
Ne geceler rahatlatacak sizi ne gündüzler&#8230;<br />
Ölmeyi isteyip ölemeyeceksiniz&#8230;<br />
Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önünüze çıkana sarılmak isteyeceksiniz&#8230; Nafile&#8230; Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek&#8230;<br />
Rüyalar göreceksiniz, gerçek olmasını istediğiniz&#8230; Her sıçrayarak uyandığınızda onun adını söylediğinizi fark edeceksiniz&#8230;<br />
Telefonun çalmasını bekleyeceksiniz&#8230; Aramayacağını bile bile&#8230; Her çaldığında yüreğiniz ağzınıza gelecek&#8230; Ağlamaklı konuşacaksınız arayanlarla&#8230;<br />
Yüreğiniz burkulacak&#8230;.<br />
Canınız yanacak&#8230;.<br />
Bir daha sevmemeye yemin edeceksiniz.<br />
Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinizden&#8230;<br />
Onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksınız&#8230; Defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğiniz için kendinizden nefret edeceksiniz&#8230;<br />
Yaşadığınız şehri terk etmek isteyeceksiniz&#8230; Onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu&#8230; Bu umut sizi gitmekten alıkoyacak&#8230;<br />
Gel gitler içinde yaşayacaksınız&#8230;<br />
Buna yaşamak denirse&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.herseyguzelolacak.com/wp/ayrilik/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Salavat-ı Şerife getirmenin 40 faydası</title>
		<link>http://www.herseyguzelolacak.com/wp/salavat-i-serife-getirmenin-40-faydasi</link>
		<comments>http://www.herseyguzelolacak.com/wp/salavat-i-serife-getirmenin-40-faydasi#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Jan 2012 10:47:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DannyZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler - Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.herseyguzelolacak.com/wp/index.php?p=8091</guid>
		<description><![CDATA[1. Allah (c.c) &#8216; ın emrine uymak.(Çünkü Allah (c.c) Salavat &#8211; ı Şerife Getirmeyi Emrediyor.) 
 2. Allah (c.c) &#8216; ın yaptığını yapmak ( Çünkü Allah (c.c) &#8216; da Habibine Salavat getiriyor ve Rahmet Okuyor.)
 3. Meleklere Uygunluk. ( Çünkü Meleklerde Salavat &#8211; ı Şerife Getiriyor. )
 4. Allah (c.c) &#8216; dan 10 rahmet kazanmak.
 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1. Allah (c.c) &#8216; ın emrine uymak.(Çünkü Allah (c.c) Salavat &#8211; ı Şerife Getirmeyi Emrediyor.) <span id="more-8091"></span><br />
 2. Allah (c.c) &#8216; ın yaptığını yapmak ( Çünkü Allah (c.c) &#8216; da Habibine Salavat getiriyor ve Rahmet Okuyor.)<br />
 3. Meleklere Uygunluk. ( Çünkü Meleklerde Salavat &#8211; ı Şerife Getiriyor. )<br />
 4. Allah (c.c) &#8216; dan 10 rahmet kazanmak.<br />
 5. 10 Derecesi yükseltilmek<br />
 6. 10 Sevap kazanmak<br />
 7. 10 günahın silinmesi.<br />
 8. Duasının kabulunun ümit edilmesi.<br />
 9. Resulüllah (s.a.v) &#8216; ın sefaatine kavuşma sebebi.<br />
 10. Kulun günahlarının affedilmesi ve ayıplarının örtülmesine vesile.<br />
 11. Kulun sıkıntılarının giderilmesine vesile..<br />
 12. Allah (c.c)&#8217;a yaklaşma vesilesi.<br />
 13. Sadaka vermek yerine geçer.<br />
 14. Kulun ne muradı varsa Allah (c.c)&#8217;dan dileği , onun yerine getirilmesi.<br />
 15. Ruhun ve Kalbinin temizlenmesi.<br />
 16. Kulun ölmeden Cennetle müjdelenmesi.<br />
 17. Kıyamet gününün siddetlerinden ve deshsetlerinden kurtulma vesilesi.<br />
 18. Resullüllah (s.a.v)&#8217;ın selamına cevap vermesi.<br />
 19. Unutulduğunu hatırlamak vesilesi.<br />
 20. Meclislerin güzel kokması sebebi.<br />
 21. Kıyamet günü oturduğu kalktığı meclislerde Salavat-ı Şerife okuduğu için o toplantılardan pişmanlığa düşmemesi.<br />
 22. Fakirliğin neyhi.Salavat &#8211; ı Şerife &#8216; ye devam eden fakir olmaz.<br />
 23. Cimrilik vasıfından kurtulma vesilesi.<br />
 24. Resulüllah (s.a.v) &#8216; in ismi anıldığında Salavat getirmeyene yapılan beddualardan kurtulma vesilesi.<br />
 25. Sahibine Cennet yolunu göstermesi , terk edenede cehennem yolunu göstermesi.<br />
 26. Allah (c.c) ve Resulüllah (s.a.v)&#8217;ın isimlerinin anılmadığı meclisdeki piş kokusundan , leş kokusundan kurtulması.<br />
 27. Hangi kelama , hangi işe hamd ve Salavat &#8216; ı Şerife ile başlanırsa , onun tamama ermesi.<br />
 28. Kulun Sırat &#8216; tan geçebilmesi.<br />
 29. Allah (c.c) ve Resulüllah (s.a.v) &#8216; a cefa yapmaktan kurtulur , getirmeyen insan sie Resulüllah (s.a.v) &#8216; a eziyet etmiş olur.<br />
 30. Allah (c.c) &#8216; ın Salavat &#8216; ı Şerife getirene güzel övgüler yağdırmasına vesile.<br />
 31. Allah (c.c) &#8216; ın merhametinin rahmetinin sebebi.<br />
 32. Bereketlerin bollukların sebebi.<br />
 33. Resulüllah (s.a.v) &#8216; ın muhabbetinin devamının ve ziyadasinin ve katlanarak artmasının sebebi.<br />
 34. Resulüllah (s.a.v) &#8216; ın Salavat &#8216; ı getireni sevmesinin sebebi.<br />
 35. Kulun hidayetinin ve kalbinin , hayatının , ruhani hayatının ve kalbinin dirilmesinin sebebi.<br />
 36. Salavat &#8216; ı Şerife getirenin isminin babasının isminin ve sülalesi ile soyunun Resulüllah (s.a.v) &#8216; ın yanında anılması.<br />
 37. Sırat &#8216; ta mahşerde ayağının kaymaması islam yolunda ayağının sabit kalması.<br />
 38. Resulüllah (s.a.v) &#8216; ınüzerinde bulunan haklarından çok az bir hakkının ödenmesinin vesilesi.<br />
 39. Allah (c.c) &#8216; ın zikri , şükrü ve iyiliğini bilmek.<br />
 40. Kulun Rabbinden suali , duası bu arada kendi isteklerinin de Mevla tarafından görülmesine , Resulüllah (s.a.v) a yaptığı duayı aracı kılması.</p>
<p>“ALLAHUMME SALLİ ALA SEYYİDİNE MUHAMMEDİN VE ALA ALİ SEYYİDİNE MUHAMMED”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.herseyguzelolacak.com/wp/salavat-i-serife-getirmenin-40-faydasi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Muhammed: Tebrizli Ebu Cemal</title>
		<link>http://www.herseyguzelolacak.com/wp/hz-muhammed-tebrizli-ebu-cemal</link>
		<comments>http://www.herseyguzelolacak.com/wp/hz-muhammed-tebrizli-ebu-cemal#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Jan 2012 17:46:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DannyZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler - Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.herseyguzelolacak.com/wp/index.php?p=8089</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Muhammed ( s.a.v ) ile yapılan fikir tartışmalarında, O’nu alt edemeyeceklerini anlayan Mekkeli müşrikler, bolca altın vererek, Orta doğunun en büyük şair ve ediplerinden Ebu Cemal’i Tebriz’den getirtirler. Mekke meydanında halk toplanır. Ebu Cemal oldukça hırslıdır ve doğaçlama dörtlüklerle, Hz. Muhammed’i çaresiz bırakıp, O’nu Mekkeli müşriklerin ve Müslümanların gözünde küçük düşürmeye kararlıdır.
Ebu Cemal, şarap [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. Muhammed ( s.a.v ) ile yapılan fikir tartışmalarında, O’nu alt edemeyeceklerini anlayan Mekkeli müşrikler, bolca altın vererek, Orta doğunun en büyük şair ve ediplerinden Ebu Cemal’i Tebriz’den getirtirler.<span id="more-8089"></span> Mekke meydanında halk toplanır. Ebu Cemal oldukça hırslıdır ve doğaçlama dörtlüklerle, Hz. Muhammed’i çaresiz bırakıp, O’nu Mekkeli müşriklerin ve Müslümanların gözünde küçük düşürmeye kararlıdır.</p>
<p>Ebu Cemal, şarap kadehini masanın üstüne bırakır ve ayağa kalkar:<br />
“ Ey Muhammed gelsene<br />
   Sen de şarap içsene<br />
   Gününü gün etsene<br />
   Kızlarla eğlensene. “ </p>
<p>Bunun üzerine Hz. Muhammed karşılık verir:<br />
“ Ben Muhammed gelemem<br />
   Hayır, şarap içemem<br />
   Günümü gün edemem<br />
   Kızlarla eğlenemem. “ </p>
<p>Ebu Cemal:<br />
“ Gel Muhammed, koş da gel<br />
   Bol bol şarap içiver<br />
   Gününü gün ediver<br />
   Kızlarla eğleniver. “ </p>
<p>Hz. Muhammed:<br />
“ Boş boş konuşmayalım<br />
   Bel bel bakınmayalım<br />
   Susalım düşünelim<br />
   Allah’ı zikredelim. “ </p>
<p>Ebu Cemal:<br />
“ Bu Allah nerededir?<br />
   Bize faydası nedir?<br />
   O’nun tayfası kimdir?<br />
   Allah, nelere kadir? “ </p>
<p>Hz. Muhammed:<br />
“ Cebrail ve Azrail<br />
   Mikail ve İsrafil<br />
   Cennette milyon melek<br />
   Ondan emir beklerler” </p>
<p>“ Allah şimdi buradadır<br />
   Bizim yanımızdadır<br />
   Şah damarımızdadır<br />
   Belki ondan yakındır.” </p>
<p>“ Allah ismi özeldir<br />
   Görünüşü güzeldir<br />
   Sesi pek çok güzeldir<br />
   Varoluşu ezeldir. “ </p>
<p>Hz. Muhammed, dörtlükleri birbiri peşi sıra inci gibi dizdikçe, karşılık vermekte zorlanan Ebu Cemal’e ani bir titreme geldi.</p>
<p>Hz. Muhammed:<br />
“ Ebu Cemal sen kimsin?<br />
   Neden duyulmaz sesin?<br />
   Nedir benimle derdin?<br />
   Postu ateşe serdin. “ </p>
<p>“ Sayma bunu felaket<br />
   Yok, üstüne saadet<br />
   Kelime-i şahadet<br />
   Getir ve Müslüman ol. “ </p>
<p>Ebu Cemal, Hz. Muhammed’in söylediklerini tekrarlayıp, Kelime-i Şahadet getirince, titremesi durdu ve kalbi sükûn buldu.</p>
<p>Tebriz’e döndüğünde, yakın dostlarına, arkadaşlarına olanları anlattı ve sonucu kayıp değil, kazanç saydı. Maddi yönden hiçbir kazancı olmamıştı, çünkü aldığı altınları Mekkeli müşriklere geri vermişti. Ebu Cemal’in kazancı manevi yöndendi. Ebu Cemal bir aya yakın bir süre Hz. Muhammed’in misafiri olmuş, O büyük insanı ve diğer Müslümanları yakından tanımak olanağını bulmuştu. Bu zaman süresince, Hz, Muhammed’in sohbetlerinde bulunmuş ve O’nun güzel sesine ve billur anlatımına hayran kalmıştı. Ara sıra, üçer beşer sohbetlere gelen Mekkeli müşriklerin edebe aykırı sorularına cevap verirken, kesinlikle kızmıyor, onları gönülden dinliyor, ölçülü biçimde cevap verirken bile, öğretmeyi amaçlıyordu. Hz, Muhammed’in söylediklerine kızıp sohbeti terk eden Mekkeli müşrik, birkaç gün sonra sohbete geldiğinde bakışı, duruşu, oturuşu değişmiş, bambaşka bir hal almış oluyordu. O Mekkeli müşrik, artık bir Müslüman adayıydı. Hz. Muhammed, onu tekrar sohbetinde görünce hal-hatır sorar, havadan sudan olaylardan bahseder ve konuyu maneviyata getirirdi. O Mekkelinin, Hz. Muhammed’in sevgisine, ilgisine kavuşup Müslüman olması an meselesiydi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.herseyguzelolacak.com/wp/hz-muhammed-tebrizli-ebu-cemal/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SİNETÜN VELE NEVM</title>
		<link>http://www.herseyguzelolacak.com/wp/sinetun-vele-nevm</link>
		<comments>http://www.herseyguzelolacak.com/wp/sinetun-vele-nevm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Jan 2012 17:45:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DannyZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler - Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.herseyguzelolacak.com/wp/index.php?p=8087</guid>
		<description><![CDATA[Ben inanıyorum ki bugün toplumdaki sosyal sınıfların hemen hemen her kesiminden insanımızın hafızasında Kuran’dan birkaç sure, ayet ya da hadis olmasın. Bakara suresinin 255. ayeti olan ve bizim Ayete-l Kürsi olarak bildiğimiz ayet de her insanın hafızasındadır muhakkak. Çünkü Ayete-l Kürsi’nin fazilet ve faydası hakkında bize o kadar çok rivayet ulaşmıştır ki, inananlar bu ayeti [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ben inanıyorum ki bugün toplumdaki sosyal sınıfların hemen hemen her kesiminden insanımızın hafızasında Kuran’dan birkaç sure, ayet ya da hadis olmasın.<span id="more-8087"></span> Bakara suresinin 255. ayeti olan ve bizim Ayete-l Kürsi olarak bildiğimiz ayet de her insanın hafızasındadır muhakkak. Çünkü Ayete-l Kürsi’nin fazilet ve faydası hakkında bize o kadar çok rivayet ulaşmıştır ki, inananlar bu ayeti bir levha şeklinde evlerine, işyerlerine ve arabalarına asmışlar dua niyetine evlatlarına öğretmişlerdir.</p>
<p>Benim burada bahsetmek istediğim ayette geçen “Sinetün vele nevm” yani “onu ne uyuklama ne de uyku tutar.” anlamına gelen kelimeler…</p>
<p>Biliyorum, bu da nereden çıktı şimdi diyeceksiniz. Ah o Ali Amca yok mu? İyi adamdır. Gösterişten, riyadan, kibirden uzaktır. Hayatta hep iyi insan olmayı ve iyilik üzerine bir yaşam sürmeyi düstur edinmiştir kendine. Arada iş yerime gelir havadan sudan muhabbet ederiz. Benim yazıya kaleme düşkün olduğumu bildiğinden beyitler, şiirler söyler, kıssalar anlatır. Bunları bir kenara yaz ha diye de ikaz eder. Bundan dolayı yanımda küçük bir not defteri taşırım. Geçen gün apar topar geldi, acelem var çabuk söylediklerimi yaz dedi. O söyledi ben de yazdım;</p>
<p>Baba servet kapısıdır açmasını bilene,<br />
Anne cennet kapısıdır girmesini bilene,<br />
Kardeş boy aynasıdır bakmasını bilene,<br />
Hanım servet pınarıdır içmesini bilene,<br />
Torun cennet bahçesidir kokmasını bilene,<br />
Evlat deniz suyu gibidir ne içilir ne de ondan vazgeçilir. </p>
<p>O gün de havadan sudan muhabbet ediyorduk. Yani bu sene havaların kurak geçtiğinden, aylardır toprağa bir damla yağmur düşmediğinden, özellikle çiftçilerin hasretle yağmur beklediğinden bahsediyorduk. Dolayısıyla hayatın suya, suyun da bulutlara bağlı olduğundan ve insanoğlunun hali hazırda su atomlarını icat edemediğinden bahsediyorduk ki; söz döndü dolaştı kâinatın sevk ve idaresine geldi.</p>
<p>İste tam da bu noktada “sinetün vele nevm” dedi. Af buyurun Ali Amca dedim. O tekrar “sinetün vele nevm” dedi.</p>
<p>Nevm-uyku kelimesine aşinalığımız var şüphesiz. Hoca Efendiler her sabah bizler sıcak yataklarımız tatlı uykumuzda iken onlar minarelerden iki defa “es-salatü hayrum minen nevm yani namaz uykudan daha hayırlı” diyorlar ve hepimiz nevmin-uykunun, mevtin-ölümün ikiz kardeşi olduğunu biliyorduk.</p>
<p>Peki “sinetün” ne demekti. </p>
<p>O da uyuklama, gaflet, insanın içinin geçivermesi demekmiş. Böyle söylüyordu Ali Amca kendine has üslubuyla ve devam ediyordu: bak şimdi evlat sen Mikail Şumahersin anlaşıldı mı? O da kim deme sakın. Hani şu Almanların yedi sefer dünya şampiyonu olan Formula pilotu yok mu? işte o. Altında da İtalyanların meşhur Ferrari arabası. Kaymak gibi yolda son sürat gidiyorsun, bas gaza basabildiğin kadar. Dakikalar sonra uykun geliyor, yani bir an… bir kaç saniye belki saliselerle ifade edilebilecek bir zamanda için geçivermiş. Halin ne olur evlat? Dur ben söyleyeyim, araba bariyerlere ya da diğer araçlara çarparak taklalar atar değil mi? Bir de tır şoförlerini düşünsene. Onların direksiyon başında içi geçiverse gör sen faciayı…</p>
<p>İşte minicik bir arabayı idare ederken insanın bir an-ı seyyâlelik gafletiyle nasıl facialar meydana geliyorsa içinde milyarlarca yıldızı, gezegeni, galaksisi, meteorlarıyla şu koskoca kâinatın yöneticisinin kısa süreli dalgınlığı, gafletiyle uzay ve dünyamız ne hale gelirdi bir düşünsene. Tek kelimeyle kıyamet… Uzayda o belli bir yörüngede akıp giden gezegenler yörüngesinden çıkıp gider başka bir gezegene çarpardı, meteorlar serseri mayın gibi bilmem nerelerde patlardı. Güneş çıldırır yazın başımıza kar, kışın kızgın alevler yağardı. Ne diyor şimdiki gençler kaos değil mi? Evet tek kelimeyle kaos ve karmaşa olurdu.</p>
<p>İşte Allahü la ilahe ille hüvel hayyül kayyum- Ondan başka ilah olmayan diri ve kayyum olan Rabbimi ne uyku tutar ve uyuklama. O an-ı seyyalelik gaflet ve dalgınlıklardan müstesnadır.</p>
<p>İlahi Ali Amca… meşhur ayetel kürsinin tefsirini Alman Şumaher, İtalyanların Ferrari arabasıyla açıkladın ya… ama bu ayetleri hiçbir hoca senin kadar güzel, açık ve sarih izah edemezdi inan. Zaten her gün ekranlarda, internette arz-ı endam eden ilahiyat ve medrese hocalarının anlattıklarının bir tesiri olsaydı önce kendi yaşantılarını düzeltirlerdi. Ancak içimizde senin gibi Hızır misali dolaşan halk adamlarıdır ki; doğruyu, güzeli ve iyiliği sizin sayenizde öğreniyor ya da en azından bizlere hatırlatıyorsunuz.</p>
<p>Hep gel olur mu? Mekânımı biliyorsun. Dünya telaşı bir örgü yumağı gibi sarmış beni. Yok faturalar dağıtıldı mı? yok tahsilatlar yapıldı mı? şu havale neden gecikti? Mal yerine ulaştı mı? Sen de çıkıp gelmesen ödemeler, tahsilatlar bilançosunda boğulacağım inan.</p>
<p>Bir de şu özlü sözlü kelamlarından söyle bana, söyle de not defterime kaydedip yayımlayayım. Belki gurur ve kibir sahipleri kim olduklarını nereden geldiklerini hatırlayarak yersiz gurur ve kibri bir tarafa bırakırlar. İşte sizin geçen gün yazdırdığınız cümleyi burada paylaşıyorum: Öyle insana hayret ederim ki; hayatında iki kere bevl kanalından geçtiği halde kibirlenir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.herseyguzelolacak.com/wp/sinetun-vele-nevm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bilgisayar ve İman</title>
		<link>http://www.herseyguzelolacak.com/wp/bilgisayar-ve-iman</link>
		<comments>http://www.herseyguzelolacak.com/wp/bilgisayar-ve-iman#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Jan 2012 20:29:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DannyZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler - Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.herseyguzelolacak.com/wp/index.php?p=8085</guid>
		<description><![CDATA[Cami imamı Abdullah hoca , bir iş için resmi dairelerden birine gider.
Kendisinden TC kimlik numarası istenince, en yakın internet- cafenin yolunu tutmak zorunda kalır.
Cafenin kapısından girerken levhada yazılı isim &#8216;fesubhânallah&#8217; lar,estagfirullah&#8217;lar çektirir hoca efendiye, hem de peşpeşe:
CEN.NET CAFE
Cafe işleten delikanlıya:
- Evlâdım T.C. kimlik numarası istediler benden, yardımcı olabilir misin?
- Tabi amcacım, siz şuraya oturun, şu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cami imamı Abdullah hoca , bir iş için resmi dairelerden birine gider.<span id="more-8085"></span><br />
Kendisinden TC kimlik numarası istenince, en yakın internet- cafenin yolunu tutmak zorunda kalır.<br />
Cafenin kapısından girerken levhada yazılı isim &#8216;fesubhânallah&#8217; lar,estagfirullah&#8217;lar çektirir hoca efendiye, hem de peşpeşe:<br />
CEN.NET CAFE<br />
Cafe işleten delikanlıya:<br />
- Evlâdım T.C. kimlik numarası istediler benden, yardımcı olabilir misin?<br />
- Tabi amcacım, siz şuraya oturun, şu işimi hemen bitirip sizinle ilgilenirim.<br />
Abdullah hoca başlar beklemeye. Böylelikle bulundugu mekânı inceleme fırsatı da geçer eline.<br />
Demek ki gençlerin girip bir türlü çıkmak bilmedikleri, internet-cafe denilen yer burasıdır.<br />
Gözüne takılan her detaydan rahatsız olarak, huzursuz bakışlarla etrafını süzer durur.<br />
Evin bodrumunda kurduğu fare tuzakları gelir aklına. Küçücük bir peynire tutsak olan fareler<br />
nasıl kapandan çıkamıyorlarsa, ayrı telden, ayrı telden oyunlara yakalanan gençlerin de<br />
buradan çıkamadıklarını düşünür. Bir &#8216;fesubhanallah&#8217;<br />
Bir &#8216;fesubhânallah&#8217; daha çeker ve:<br />
- Ähir zaman fitneleri işte canım, der kendi kendine.<br />
Hoca efendinin huzursuz olduğunu fark eden delikanlı hemen bir çay söyleyince, kendisine ikram edilmesinden memnun olur.<br />
En azından bu da bir hürmet ifadesidir. &#8216;Aferin&#8217; derken içinden, hayıflanır, istemeden:<br />
- Yazık oluyor bu gençlere, hayatlarını heder ediyorlar.<br />
Boşa hayıflanmanın, vah vah demenin, bir faydası olmayacağını bildiği için, delikanlıyla hasbihal etmeye karar verir:<br />
- Delikanlı sana bir şey soracağım ama bilmem ne düşünürsün?<br />
- Buyurun amca, ne soracaktınız?<br />
- Sen Allah&#8217;ı bilir misin?<br />
Birbirine girmiş, hiçbir şekle benzetemediği jöleli saçları,<br />
her baktığında bir &#8216;fesubhanallah&#8217; daha çektiği sakal şekliyle bu delikanlıdan aldığı cevap, hoca efendiyi pek şaşırtır.<br />
Cafeyi işleten delikanlı gülümseyen gözlerle bakarak:<br />
- Kul, kendisini yoktan var edip hayat bahşeden, düşünecek akıl, görecek göz veren Rabbini nasıl bilmez amca?<br />
Hayretle sormaktan alamaz kendisini:<br />
- Biliyor musun? Peki neyle biliyorsun Allah&#8217;ı, bana bir anlatır mısın?<br />
Delikanlı eliyle cafedeki bilgisayarları göstererek cevap verir:<br />
- Bu bilgisayar ile biliyorum amca.<br />
- Bunlarla mı? Pek anlayamadım.<br />
- Bu bilgisayarların varlığı benim nazarımda Allah&#8217;ın varlığının en açık delillerinden biridir.<br />
Bilgisayar kullananlar gayet iyi bilirler amca,böyle bir makine, ancak bir mühendis ve üstün bir teknoloji ile var olabilir.<br />
Ateistin en önde gidenine sorsan, bu zımbırtının tesadüf eseri oluşmayacağını,<br />
mutlaka birisi tarafindan yapılmış olduğunu söyler sana.<br />
Meselâ Darwin kalkıp dirilse, şu laptopu göstersen, desen ki:<br />
&#8216;Bu Älet, şu hesap makinesinin tesadüfler zinciriyle evrimleşmiş hâlidir.&#8217; Darwin bile &#8216;çüş lan deve&#8217; der.<br />
Abdullah Hoca delikanlının anlattıklarından hoşlanmıştır. Keyiflenir:<br />
- Bilgisayarın kendiliğinden yapıldığını kabul etmeyen adam, onu yapan insanın yaratılmış olduğuna gelince kıvırıveriyor değil mi evlâdım?<br />
- Bak amca, burada 20 tane bilgisayar var, bunlar bir sistemle birbirine bağlı, hepsi bir program tarafından idare ediliyor.<br />
Bu sistemi ben kurdum, burayı ben çekip çeviriyorum. Buradaki düzen benden sorulur;<br />
Yani bir anlamda da farzi muhal buranın rabbi benim.<br />
Bazen oyun oynayıp, interneti kullanıp para ödemeden sıvışmaya kalkanlar oluyor.<br />
Hemen yakaliyorum onları. &#8216;Gel bakalım! Nereye gidiyorsunuz böyle?<br />
Buranın nimetlerinden faydalanıp başıboş bırakılacağınızı mı zannettiniz?<br />
&#8216;Paramız yok abi! &#8216; derlerse; &#8216;Yok öyle yağma! &#8216; deyip cezalandırıyorum.<br />
İnternet-cafeyi temizletiyorum: paspas yapıyorlar, camları silip tuvaleti temizlettiriyorum.<br />
Bir saat oyunun, internetin bedeli olur, bunun hesabı sorulur da, sayısız nimetlerle dolu koca bir ömrün hesabını sormazlar mı insana?<br />
Bir cafenin bile işlerini düzenleyen, tertip eden biri varken, koca kâinatı kusursuz işleyen bu sisteminin bir kurucusu olmaz mı?<br />
Olmaz diyenin ahmaklığını bütün noterler tasdik etmez mi?<br />
- Vallahi evlâdım pek takdir ettim seni. Peki Allah&#8217;ı nasıl bilirsin, neye benzetirsin?<br />
-Ben Allah&#8217;ı hiçbir şeye benzetmeden bilirim amca.<br />
- Bunun böyle olacağını nasıl bildin evlâdım?<br />
Delikanlı eliyle bilgisayarları işaret etti:<br />
- Yine bunlar sağ olsun. Bu bilgisayarları yapan mühendisler başka, bilgisayarlar başkadır.<br />
Birbirlerine benzemezler.<br />
Programı yazan insan başkadır, ortaya konulan program ise bambaşka.<br />
Bilgisayarda yüklenmiş bilgiler vardır, fakat benim bilmem yine başkadır.<br />
Kamerası vardır, ses düzeni vardiır, ama benim gözlerim ve duyup konuşmam farklıdır.<br />
Abdullah amca çocuğun feraset ve anlayışını çok beğenmişti.<br />
Sorduğu sorulara aldığı cevaplar, gayet mantıklıydı ve berrak bir imana işaret ediyordu.<br />
Aslında buradaki işi bitmiş, kimlik numarasını çoktan almıştı; ama muhabbete devam etmek istedi.<br />
- Peki varlığına inandığın Rabbin için ne yapman gerektiğine dair ne biliyorsun?<br />
- Ne yapmam gerektiğini biliyorum amca, fakat ne kadarını yapabildiğim hususunda<br />
kendimi yeterli görmüyorum.<br />
- Ne bildiğini söylersen, neler yapabileceğine dair yardımcı olabilirim belki evlâdım.<br />
- Neler yapmam gerektiğine dair şuradan biliyorum amca:<br />
Öncelikle, Rabbim bana bir gönül vermiş. Kendisini bilmeyi nasip edip muhabbetini gönlüme yerleştirmiş.<br />
Ben de gönlümde sadece O&#8217;na ve sevdiklerine yer vermeliyim,<br />
O&#8217;nun istemeyeceği şeyleri gönlümden uzak tutmalıyım.<br />
İkinci olarak bana verdiği dili razı olmayacağı sözlerden korumalıyım. Her zaman O&#8217;nu soylemeli, O&#8217;nu anlatmalıyım.<br />
Son olarak bana verdiği bu bedeni onun razı olacağı şekilde kullanmalı, bir gün toprak olacak vücudumu<br />
O&#8217;nun yolunda eskitmeliyim. Benim bildigim bundan ibaret.<br />
- Ee evlâdım daha ne yapacaksın, başka bir şey kalmadı ki!<br />
- Efendim yapmalıyım, etmeliyim diyorum ama, bal demekle ağız tatlanmıyor ki!<br />
Gidilecek yolu bilmek ayrı, usuluyle yolda yürüyebilmek apayrı bir şey<br />
Yine bilgisayar tabirleriyle söylemek gerekirse,<br />
Şeytan denilen melun HACKER, benim sistemimde ki NEFS virusunu aktif hale getiriyor.<br />
Üstesinden gelebilene aşk olsun. Etkili bir antivirus programı bulmam lazım belki de..<br />
- Ben biliyorum, dedi Abdullah Hoca ve ekledi: &#8220;&#8221;NAMAZ&#8221;"<br />
- Eveeet amca, &#8220;&#8221;NAMAZ&#8221;" anti-virus programlarından birisidir.<br />
Hayat sistemine kurup, günde beş kere de bağlanırız<br />
Böylece sürekli güncellenir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.herseyguzelolacak.com/wp/bilgisayar-ve-iman/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BİR İNSANI TANIMA YOLLARI NELERDİR?</title>
		<link>http://www.herseyguzelolacak.com/wp/bir-insani-tanima-yollari-nelerdir</link>
		<comments>http://www.herseyguzelolacak.com/wp/bir-insani-tanima-yollari-nelerdir#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Jan 2012 12:59:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DannyZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler - Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.herseyguzelolacak.com/wp/bir-insani-tanima-yollari-nelerdir</guid>
		<description><![CDATA[&#8216;Bir adam Hz. Ömer (r.a.)&#8217;in yanında bir hususta şâhitlikte bulunmuştu. Ömer ibnü&#8217;l-Hattâb hazretleri ona, 
&#8216; Ben seni tanımıyorum, seni tanıyan birini getir, dedi. 
Orada bulunanlardan birisi, 
&#8216; Ben onu tanıyorum, deyince Hz. ömer, 
&#8216; Nasıl bilirsin? diye sordu. O da, 
&#8216; Emin ve âdil bir adam olarak tanıyorum, cevabını verdi. 
Hz. Ömer (r.a.) tekrar sordu: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8216;Bir adam Hz. Ömer (r.a.)&#8217;in yanında bir hususta şâhitlikte bulunmuştu.<span id="more-8084"></span> Ömer ibnü&#8217;l-Hattâb hazretleri ona, </p>
<p>&#8216; Ben seni tanımıyorum, seni tanıyan birini getir, dedi. </p>
<p>Orada bulunanlardan birisi, </p>
<p>&#8216; Ben onu tanıyorum, deyince Hz. ömer, </p>
<p>&#8216; Nasıl bilirsin? diye sordu. O da, </p>
<p>&#8216; Emin ve âdil bir adam olarak tanıyorum, cevabını verdi. </p>
<p>Hz. Ömer (r.a.) tekrar sordu: </p>
<p>&#8216; Gecesini gündüzünü bildiğin, yakın bir komşun mudur? </p>
<p>&#8216; Hayır, diye cevap verdi adam. </p>
<p>Hz. Ömer (r.a.) sormaya devam etti: </p>
<p>&#8216; İnsanın takvâsını ortaya koyan, muâmelesidir. Bu adam, alış&#8217;veriş yaptığın bir kimse midir? </p>
<p>Adam tekrar, </p>
<p>&#8216; Hayır, dedi. </p>
<p>Hz. Ömer (r.a.) bu defa; </p>
<p>&#8216; Bununla, insanın ahlâkının güzel veya çirkin olduğunu anlamaya imkân veren bir yolculuk yaptın mı? diye sordu. </p>
<p>Adam bu soruya da, </p>
<p>&#8216; Hayır, cevabını verince, Hz. Ömer (r.a.), </p>
<p>&#8216; Sen onu tanımıyorsun, dedi ve sonra da adama dönerek, </p>
<p>&#8216; Git, seni tanıyan birini getir, buyurdu.&#8217; </p>
<p>Demek ki bir insanı iyi tanıyabilmek, doğruluk ve dürüstlüğünden emin olabilmek için; onunla, ya yakın komşuluk yapacaksın veya alış-verişte bulunacaksın yahut da beraber yolculuk edeceksin&#8230; Aksi takdirde, yani bu ölçülerden hiçbirisi ile tartmadığın bir kişi hakkında, müsbet veya menfî yönde şahâdette bulunmayacaksın. Zira bu demektir ki, sen onu tanımıyorsun. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.herseyguzelolacak.com/wp/bir-insani-tanima-yollari-nelerdir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lev Lake Levlak, Lema Halaktü&#8217;l Eflak&#8230;</title>
		<link>http://www.herseyguzelolacak.com/wp/lev-lake-levlak-lema-halaktul-eflak</link>
		<comments>http://www.herseyguzelolacak.com/wp/lev-lake-levlak-lema-halaktul-eflak#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Dec 2011 16:21:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DannyZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler - Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.herseyguzelolacak.com/wp/index.php?p=8082</guid>
		<description><![CDATA[Aşıktan maşuka bir hitaptı bu&#8230; En vefalı aşıktan, alemleri hürmetine yarattığı habibine bir hitap&#8230; Doğumuyla kainatı şereflendiren, bereketlendiren, aydınlatan güzele, güzeller güzelinden bir sesleniş&#8230;
O kadar ki, Adem aleyhisselam dahi, “Muhammed hürmetine ya İlahi!” diyerek niyazda bulundu da, Rahman olan Allah (c.c.), bu ismi nereden bildiğini sorduğunda ona, o cevaben&#8230;
“Sen ya Rabbi! Sen beni yarattığında, arş-ı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aşıktan maşuka bir hitaptı bu&#8230; En vefalı aşıktan, alemleri hürmetine yarattığı habibine bir hitap&#8230; <span id="more-8082"></span>Doğumuyla kainatı şereflendiren, bereketlendiren, aydınlatan güzele, güzeller güzelinden bir sesleniş&#8230;</p>
<p>O kadar ki, Adem aleyhisselam dahi, “Muhammed hürmetine ya İlahi!” diyerek niyazda bulundu da, Rahman olan Allah (c.c.), bu ismi nereden bildiğini sorduğunda ona, o cevaben&#8230;</p>
<p>“Sen ya Rabbi! Sen beni yarattığında, arş-ı ala&#8217;da ikinizin ismini bir arada gördüm. Sen, sevmediğin birinin adını, kendi adınla birlikte bulundurmazsın&#8230;” dedi.</p>
<p>Allah, sevmediği birinin ismini, kendi ismiyle birlikte bulundurmazdı evet&#8230; O, Muhammed&#8217;i sevdi ve ona hitapların en içlisi ile seslendi Kur&#8217;anında: Habibim&#8230;</p>
<p>Sevgi, mayasıydı yaratılışın&#8230; Aşk, ateşiydi&#8230; Kullarını her biri birbirinden başka biçimlerde şekillendiren Hak, bir hamur misali farklı şekiller almaya müsait kıldığı insanı, aşk ile pişirdi.</p>
<p>“Hamdım, piştim, yandım!” diyen aşıklar, O&#8217;nun bu ateşinden nasibini alan bahtiyarlardı.</p>
<p>Allah, Habibi hürmetine yarattığı her kulunu sevdi. Sevdi de, her birinin kalbine, ismini nakşeyledi. Sevmese, emanet eder miydi lafzını gönüllerimize? Allah, bizi sevdi&#8230; Ve aslında, Habibullah&#8217;ın gönlünde, bambaşka bir tecelliyle hayat bulan sevda, her bir kulda da ayrı tecellilerle yaşamaya devam etti.</p>
<p>Sevenler bildiler ki, rehber Rasulullah&#8217;tır. Zira Allah, aşkının bir ifşası niteliğinde, herkesi, Sevgilisini sevmeye, O&#8217;na uymaya davet ediyordu. Böylece, bir olmanın, sevgilide fani olmanın ilk dersini de veriyordu tüm insanlığa&#8230; Vakit gelip de ruhunu teslim alacağı zaman Azraîl, Allah&#8217;ın emri ile soracaktı Habibullah&#8217;a: Dünyayı mı, yoksa Rahman&#8217;ın katındakini mi istersin? Bir kuldu ama, işte, Allah, hayatla ölüm arasındaki tercihi O&#8217;na bırakıyor, dilerse al, dilerse orada kalsın diyordu&#8230; Dilerse al getir yanıma sevgiliyi&#8230; Dilemezse zorlama&#8230;</p>
<p>Seven, sevdiğine karşı gelir mi? Aşık diler de sanki, maşuk dilemez mi vuslatı? Bir aşık ki, bir elime ay, bir elime de güneş verseniz, yine de davamdan dönücü değilim diyecek kadar bağlı&#8230; Öyle bir Aşık ki, nefsi için zerre kadar hiddetlenmediği halde, Allah&#8217;a ve O&#8217;nun hükmüne düşman olanlarla savaşacak kadar celalli&#8230;</p>
<p>Bir yanda, çocuklarımızı öpmeyiz diyen bir bedeviye, “Allah, senin kalbinden merhameti söküp almışsa, ben ne yapabilirim?” diye soracak kadar yumuşak; diğer yanda, “Gözümün nuru Fatıma! Sakın babana güvenip de sapmaya kalkma!</p>
<p>Hırsızlık yapmış olsan, senin de elini Allah&#8217;ın emriyle keserim!” diyecek kadar adil&#8230;</p>
<p>Hira&#8217;da, Cebrail ile ilk karşılaşmasının ardından, koşar adımlarla ve titreyerek Hatice&#8217;nin sinesine sığınan ve “Beni örtün! Beni örtün!” nidasıyla bir rahatlamaya ihtiyaç duyan da O&#8230;</p>
<p>Durulmuş ve sükunete kavuşmuş gönlü ile Kabe&#8217;de namaz kılarken, sırtından aşağı kilolarca işkembe boşaltan zavallıya, hiçbir tepki vermeden, secdesini uzatan da&#8230;</p>
<p>Sen, Rabbimin Habibi!</p>
<p>Sen, Rahmet peygamberi!</p>
<p>Sen, hürmetine güllerin ve dikenin yaratıldığı güzel!</p>
<p>Sen, gönlü buruk yetim!</p>
<p>Sen, masum ve öksüz!</p>
<p>Sen, gittiği her yere bereket götüren!</p>
<p>Sen, altı ciğer paresini de yitirdiği halde, yine de Allah! diyecek kadar razı!</p>
<p>Sen, gönlünün gülü Hatice&#8217;yi, ömrü boyunca unutmayacak kadar hayırlı!</p>
<p>Sen, Zeyd&#8217;in ana- babasına tercih edeceği kadar merhametli!</p>
<p>Sen, Ebu-Bekir&#8217;in gönlündeki güzel!</p>
<p>Sen, Ömerin kılıcını gül ile parçalayan&#8230;</p>
<p>Sen, gidişiyle Fatıma&#8217;nın yüreğini dağlayan!</p>
<p>Sen, ilk zamanların şaşkınlığını ve ağırlığını atlattıktan sonra, alabildiğine hafiflemiş ve inanmış bir gönülle, Allah için her zorluğa katlanan yüce insan!</p>
<p>Aşkın ilk demlerinde şaşkın ve korku dolu bir halde durulmayı beklemiş olanlar, Seni seviyorlar.</p>
<p>Bu da nedir? Bu hal neyin nesidir? diye sorup da, aklın sınırlarını Rahman&#8217;ın lutfuyla zorlayıp aşmış olanlar, Sana hayranlar.</p>
<p>Onlar biliyorlar ki, sıkıntıları yüklenişin, her türlü hakaret, aşağılama ve küfür karşısında, yine de dimdik, onurlu ve sadık oluşun, Allah&#8217;ın aşkındandır. Onlar hissediyorlar ki, sırf Seni ve yüceler yücesi Allah&#8217;ı sevdikleri için, nice sıkıntı, kapılarındadır. Lakin Sen arkamızdasın ya Rasulallah! Sen, bizimlesin değil mi?</p>
<p>Bana salat edenin selamını alırım. Sırf bunun için görevlendirilmiş melekler vardır ve ben, selamı gönderenin isminden, halinden haberdar olurum buyuruyorsun ey güzel! Işte sana selam ediyoruz&#8230;</p>
<p>Allah&#8217;ın rahmeti, selamı ve bereketi, Senin ve ehl-i beytinin üzerine olsun. Allah&#8217;ın selamı ashabının üzerine olsun.</p>
<p>Ya Rasulallah, Aişe&#8217;nin sana selamı var. Gönlü mahzun Senin ayrılığınla&#8230;</p>
<p>Davetini bekliyor&#8230;</p>
<p>Ya Rasulallah, Ömer sana selam ediyor. Eli- kolu bağlı geçim derdiyle, bereket için dua diliyor.</p>
<p>Fatıma hasretinle buruk&#8230;</p>
<p>Halil&#8217;in içi yanıyor&#8230;</p>
<p>Serpil, dertlere derman olan ismini söylüyor&#8230;</p>
<p>Furkan duyurmak için şanını, duymamış gönüllere, çırpınıyor&#8230;</p>
<p>Zeynepler, Fatihler, Mehmetler Senden ayrı ama Seninle&#8230;</p>
<p>Gönlü mahzun, gönlü kırık ümmetin, seni özlüyor ya Rasulallah!</p>
<p>Biz, açlıktan karnımıza taş bağlamadık henüz&#8230; Biz, anamızı, babamızı, eşimizi, evladımızı,amcamızı, dedemizi kaybetmedik. Biz, savaşlarda yaralanmadık&#8230; Biz, askere gönderirken bile oğlumuzu, ağladık&#8230; Biz, sevdiğimizi askere uğurlarken bile dayanamadık&#8230; Halbuki sadece bir seferdi ömürde. Seni sevenler defalarca uğurladılar Seni&#8230; Defalarca beklediler dönmeni&#8230; Biz, ne Sana, ne de ashabına layık olamadık.</p>
<p>Beni seven, sıkıntıyı kendine örtü edinsin diyordun ya&#8230; Bizi yürekli olmaya, feda etmeye, belki de bu yolda canını vermeye davet ediyordun hani&#8230; Oysa biz, Sana layık bir yürek taşımadık hiç&#8230; Sadırlarımız sıkışmıştı&#8230; Biz, sıkıntısızlığın derdiyle dertlendik sadece. Biz, şükretmemiz gerekirken, nankörlük ettik.</p>
<p>Sen, geceler boyunca namaz kılarken huzurda, biz, gündüzleri de ziyan ettik. Sen, bir ikazda bulunuyordun&#8230; Bundan böyle şeytan, sizin üzerinizde hakimiyet kuramayacaktır. Fakat siz, küçük gördüğünüz işlerde şeytana uyarsanız, bu da onu memnun edecektir. Onlardan da sakınınız diyordun. Sakınmadık&#8230;</p>
<p>Bugün çalsan da kapıyı, şeref vermek dilesen, bilmem ne yapar ümmetin?</p>
<p>Aniden çıkagelsen, ne olur tavrımız? Senin gibi şerefli bir misafiri kim istemez? Allah&#8217;ın Habibini ağırlamak, kimin hoşuna gitmez? Fakat Sen, sırf işlemeli bir perde için, “benim dünya ile ne işim var?” diyerek geri dönmüşken Fatıma&#8217;nın kapısından, acep bizim evlerimize girer misin?</p>
<p>En güzel yemekleri Senin için hazırlamış olsak, en güzel ikramı Sana yapsak, daha ne isteriz ki? Fakat Sen, haramlardan arındıramadığımız lokmalarımıza o güzel ellerini sürer misin?</p>
<p>Bir gün, evimize doğru gelirken görünüversen uzaktan, ah ne şeref! Ama biz, Senin gelişinden telaşa kapılıp da, bazı gazete ve dergileri toplamaktan, raflarda tozlandırdığımız Kuran&#8217;ın tozunu almaktan, televizyonu nereye saklayabileceğimizi, ya da nasıl bir kılıf bulup da savunabileceğimizi düşünmekten, Senin gelişini seyredebilir miyiz?</p>
<p>Kimbilir, belki de mırıldandığımız şarkıların, sarfettiğimiz kelimelerin, okuduğumuz kitapların, oturduğumuz arkadaşların hepsinden utanacağız.Ve belki, kalmaya karar verirsen, bir haftalık programımızı değiştirmek zorunda kalacağız. Gideceğimiz yerlere Seni götürmekten haya edeceğiz belki. Ve belki gidişinle, rahat bir nefes alacağız.</p>
<p>Ya Suretimize bakıp &#8220;sen ne biçim müslümansın&#8221;demezmisin?</p>
<p>Biz, Senin hiç arzulamadığın yaşam biçimlerini böylesine benimsemişken, yine de ümmetliğe kabul eder misin? Sefilliğimizi yüzümüze vurur musun ya Rasulallah? Ümmetiz deyip de, Sana hakkıyla uyamayışımızı yüzümüze vurur musun?</p>
<p>Ey rahmet peygamberi! Onları özlüyorum&#8230; Kardeşlerimi özlüyorum&#8230; Onlar ki, beni hiç görmedikleri halde, yine de severler ve bana itaat ederler buyuruyorsun. Bizi kardeşliğe kabul ediyor musun?</p>
<p>Sen ki, her bir halimiz Sana ayandır&#8230; Sen ki, güller ve bülbüller Sana hayrandır&#8230;</p>
<p>Gitme ey güzel! Muradımız kalmandır gitme! Arzumuz yanımızda olmandır. Gel ki anlam kazansın hayatımız&#8230; Gel ki, yolda kaldı hasret yüklü bakışlarımız&#8230;</p>
<p>Sen ey güzel! Sensiz yaşamak ne zor&#8230; Senden uzaklarda sevmek Seni&#8230; Hiç görmeden tutulmak cemaline ve hiç duymadan vurulmak o şefkat dolu sesine&#8230;</p>
<p>Biz, teselliyi yine Senin sözlerinde bulduk&#8230;</p>
<p>Sen, Yaratanın aşkı için, bedenini kurban etmiş şehid!</p>
<p>Sen, vefanın hası ile ümmetin dostu olan!</p>
<p>Sen, ümmeti ümmeti feryadıyla vefanın doruklarında bulunan!</p>
<p>Sen, garipler babası!</p>
<p>Sen, ömründe bir kere bile olsun, kahkahayla gülmemiş olan mahzun!</p>
<p>Sen, fakirlerin yoldaşı, dertlilerin arkadaşı!</p>
<p>Sen, asırlardır ölmeyen ve kıyamete dek de yaşayacak olan!</p>
<p>Sen, cennet ve cehennem ehlinin ümidi!</p>
<p>Sen, kainatın yaratılış sebebi!</p>
<p>Sen, güllerin hayat veren şebnemi&#8230;</p>
<p>Davetine icabet ediyoruz ya Rasulallah!</p>
<p>Sen, arkamızdasın!</p>
<p>&#8230; Ve sen, ey yalan dünya! Sen bizim aşkımıza set olamayacaksın!</p>
<p>Aşk yolunda, yardan ki geçmişiz, elbet serden de geçeceğiz. Anayı, babayı, evladı, akrabayı, sevgiliyi unutmuş, Seni özlemişsek eğer yine Senin hürmetine&#8230; Gösterdiğin yolda, her kim çıkarsa çıksın karşımıza, yine de Senden ayrılacak değiliz.</p>
<p>Tüm zayıflığımıza ve tüm kusurumuza rağmen&#8230;</p>
<p>Biraz garip, biraz eksik, biraz yaralı&#8230;</p>
<p>Hep seni seveceğiz&#8230;</p>
<p>RABBİM ŞEFFATİNE NAİL EYLESİN İNŞAALLAH&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.herseyguzelolacak.com/wp/lev-lake-levlak-lema-halaktul-eflak/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HZ.ALİ&#8217;NİN GÖZYAŞLARI</title>
		<link>http://www.herseyguzelolacak.com/wp/hz-alinin-gozyaslari</link>
		<comments>http://www.herseyguzelolacak.com/wp/hz-alinin-gozyaslari#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Dec 2011 18:21:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DannyZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler - Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.herseyguzelolacak.com/wp/index.php?p=8080</guid>
		<description><![CDATA[GÜNLERDEN BİR GÜN HZ.ALİ&#8217;NİN GÖZLERİNİN CEYHUN OLUP ÇAĞLADIĞINI GÖRDÜLER.  BU PEYGAMBER DAMADINA NİYE AĞLADIĞINI SORDUKLARINDA ONUN ŞU CEVABI ÇAĞLAR BOYU UNUTULMAYACAK CİNSTENDİR.
 &#8221;BİR HAFTADIR BANA MİSAFİR GELMEDİ, ACABA RABB&#8217;İME KARŞI BİR HATA MI İŞLEDİM Kİ MİSAFİR GELMEDİ. İŞTE BUNUN İÇİN AĞLIYORUM.&#8221;
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>GÜNLERDEN BİR GÜN HZ.ALİ&#8217;NİN GÖZLERİNİN CEYHUN OLUP ÇAĞLADIĞINI GÖRDÜLER. <span id="more-8080"></span> BU PEYGAMBER DAMADINA NİYE AĞLADIĞINI SORDUKLARINDA ONUN ŞU CEVABI ÇAĞLAR BOYU UNUTULMAYACAK CİNSTENDİR.<br />
 &#8221;BİR HAFTADIR BANA MİSAFİR GELMEDİ, ACABA RABB&#8217;İME KARŞI BİR HATA MI İŞLEDİM Kİ MİSAFİR GELMEDİ. İŞTE BUNUN İÇİN AĞLIYORUM.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.herseyguzelolacak.com/wp/hz-alinin-gozyaslari/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ADI ELİFTİR</title>
		<link>http://www.herseyguzelolacak.com/wp/adi-eliftir</link>
		<comments>http://www.herseyguzelolacak.com/wp/adi-eliftir#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Dec 2011 18:18:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DannyZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler - Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.herseyguzelolacak.com/wp/index.php?p=8078</guid>
		<description><![CDATA[Elif inceliktir zerafettir
Letafettir sevgi muhabbettir
İlk ve tektir o bidayettir
Fikri mukaddes zihinlerde 
Adı Elif gönüllerde
Virdi zeban dillerde
Coşkun akan nehir gönüllerde
Ilık bir nefes son anda: ALLAH 
İhtiyar adam her gün şimdi şehrin ortasında kalmış olan hapishanenin önüne gelir, gözlerini sabit bir noktaya dikerek dalar gider. Duygulanır, hüzünlenir ve çoğu zaman gözyaşlarına hakim olamayarak hüngür hüngür ağlar. Yoldan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Elif inceliktir zerafettir<br />
Letafettir sevgi muhabbettir<br />
İlk ve tektir o bidayettir<br />
Fikri mukaddes zihinlerde <span id="more-8078"></span></p>
<p>Adı Elif gönüllerde<br />
Virdi zeban dillerde<br />
Coşkun akan nehir gönüllerde<br />
Ilık bir nefes son anda: ALLAH </p>
<p>İhtiyar adam her gün şimdi şehrin ortasında kalmış olan hapishanenin önüne gelir, gözlerini sabit bir noktaya dikerek dalar gider. Duygulanır, hüzünlenir ve çoğu zaman gözyaşlarına hakim olamayarak hüngür hüngür ağlar. Yoldan geçenler ve yüksek kulede nöbet tutan askerler ihtiyarın bu haline bir anlam veremezler. Oğlunun ya da bir yakınının içeride tutuklu olduğunu düşünürler, belki de bir meczuptur kim bilir derler.<br />
 Zamanla şehir daha da büyüdü ve hapishanenin şehir dışına nakli kararlaştırıldı. Böylelikle neredeyse bir asra yakın hizmet veren hapishane bir hafta içinde yıkıldı, öyle ki eskiden burada bir hapishane vardı deseler kimseler inanmazdı, ama ihtiyarın oraya ziyareti hiç azalmadı. Belediye Meclisi hapishanenin bulunduğu alana büyük bir yeraltı otoparkı yapma kararı aldı. İhaleler yapıldı ve hafriyat çalışmaları başladı. İhtiyar ise aynı yerinde, bakışlarını yine aynı noktaya odaklamış. Yeraltı otoparkı faaliyete geçti, üzerine geniş bir yeşil alan yapıldı. İhtiyar yine her zamanki yerinde, gözleri aynı noktada dalmış gitmiş. Duygulanıyor, hüzünleniyor, hüzün gözyaşları sevinç gözyaşlarına dönüşüyor ve tebessüm ediyor, çünkü bakışlarını sabitlediği yerde şimdi bir anaokulu duruyor.</p>
<p>Aysun Hanım eşi ve oğlu basketbol oynamaya gittiğinde biraz olsun rahatlamıştı. Gelecek ay beş yaşına girecek olan oğulları çok yaramaz olmuştu son zamanlarda. Hiç söz dinlemiyor ne derse densin söylenenin tam aksini yapıyordu. Belki de doğacak kardeşini kıskanıyordu. Görüş almak için gittikleri psikiyatristler onun hiperaktif bir çocuk olduğunu ve zamanla düzeleceğini söylemişlerdi. Evde ne bulursa etrafa dağıtıyor, koltukların kanepelerin üzerinde taklalar atıp, tuhaf akrobasi hareketleri yapıyor, mahallede kavga ediyor ve her yanı çizilmiş, kanamış olarak eve dönüyordu. Artık onunla baş edemiyordu. Hele hele hırçınlığına hiç tahammülü yoktu. Hamileliğin ilerleyen günlerinde de artık onunla ilgilenecek vakit bulamamıştı. Neyse ki eşi onu hafta sonları oyun sahalarına, parklara götürüyor bir nebze olsun kafa dinleyebiliyordu. Bir koltuğa oturdu. Papatya çayından yudumlayarak elini şişkin karnı üzerinde gezdirdi. Akşam ne de hareketliydi öyle, şimdi ise ses seda yoktu kızdan. Gözlerini kapadı. Doğacak kızını hayal etti. Kime benzeyecekti acaba? Ultrason fotoğrafları tıpkı oğlunun küçüklüğünü anımsatıyordu. Sevindi buna çünkü oğlu kendine benziyordu; yuvarlak yüzlü, açık tenli ve de gamzeli. Kızına satın alacağı pembe renkli kıyafetleri, kenarları işlemeli zıbınları, çiçek desenli tulumları, nevresim takımlarını hayal ederken kapının zili çaldı. Kapıyı açtığında oğul ile babayı tartışırlarken buldu:<br />
 “hayrola çabuk geldiniz.”<br />
“senin ki oyun bozanlık yaptı çünkü.”<br />
“hiç bile asıl sen oyun bozansın baba, uzun boylu olduğundan basketleri hep sen atıyorsun bana hiç attırmadın.”<br />
 “ya ne yapacaktım ellerimle armut mu toplayacaktım atsaydın sen de.”<br />
“Ahmet uğraşma şununla, hadi bakalım doğru banyoya.”<br />
“çocukla çocuk oluyorsun yine, biraz daha oynasaydınız ya, daha ev işlerine bile başlayamadım.”<br />
 “ben sana yardım ederim hayatım nasılmış bu arada benim kızım.”<br />
“yavaş konuş Emir duyacak, ses seda yok şimdilik, uyuyor galiba dokunsana bak.”<br />
“kızım benim hadi babaya bir tekme at.”<br />
“oğlana yumruk at, kıza tekme at of, nedir benim sizden çektiğim.”<br />
O sırada Emir ellerini ayaklarını yıkamış, hızla babasına saldırarak sırtına bam bam vurmaya başladı. Baba da gülerek ona karşılık verdi. Böylelikle boks maçları başlamış oluyordu.<br />
 “durun başınıza bir şey gelecek.”<br />
“hiç bir şey olmaz hanım sadece şakalaşıyoruz.”<br />
“evet, anne bir şey olmaz ben örümcek adamım çünkü.”<br />
“her şey şakayla başlar zaten, aman ne yaparsanız yapın ben balkona çıkıyorum.” </p>
<p>Balkona çıktığında içeriden gelen neşeli kahkahaları dinledi bir müddet daha. Dışarıda güneşli güzel bir gün vardı. Aşağıda otopark çalışmaları tüm hızıyla devam ediyordu. Sonra bakışları köşede oturan ihtiyara kaydı. Balkona çamaşır sermeye çıktığında ya da çöp torbasını çıkartırken onu hep orada görür ve bir yakınını ziyarete geldiğini düşünürdü. Şimdi ise hapishane yıkılalı neredeyse altı ay oluyordu. Hala ne arıyordu buralarda? Oturduğu yerden eşine seslenirken ihtiyar ara sokaklarda kayboldu.<br />
 “Ahmet buraya gelir misin?”<br />
“geldim hayatım.”<br />
“ne yapıyor bizim ki? ”<br />
“ne yapacak bilgisayarın başına geçti.”<br />
“çok yüz verdik ona, bir hayli de yaramaz oldu ne yapsak acaba?”<br />
“bir şey olmaz hanım daha çocuk o zamanla uysallaşacak.”<br />
“kreşe mi göndersek belki oradaki çocuklarla paylaşma duygusu öğrenir, baksana şimdiden kıskanır oldu kızı.”<br />
 “göndermeye gönderelim de kreş çok uzak oğlanı kim götürüp getirecek.”<br />
“duymadın mı yeni yapılan otoparkın üzerine yeşil alan, yanına da bir çocuk yuvası yapacaklarmış.”<br />
 Bakışlarını aşağıdaki inşaat alanına çevirdi:<br />
“hele bir yapılsın bakalım.” </p>
<p>İhtiyar adamın bu koca şehirde yaralı ruhunu dinlendirebileceği fazla mekan yoktu. Bunlardan bir tanesi de şehir kabristanlığıydı. Şehir adeta devasa bir ejderha gibi önüne ne çıkmışsa yutmuştu. Şimdi kabristanlık bu ejderhanın midesinde mercimek kadar yer kaplamıyordu bile. Kabristanlığın etrafını küçük atölyeler, dokuma tezgahları, sanayi dükkanları ve metruk evler sarmıştı. Yine de burası şehrin yoğun uğultusu ve gürültüsüne rağmen kısmen sessiz, sakin, sükunlu bir yerdi. Zaten kendini dışarıdan ziyade buraya yakın ve buraya ait hissediyordu. Dışarıda iki ayakları üzerinde gezen şuursuz ve cahil insanlarla vakit geçirip çene çalmaktansa burada tefekküre dalmayı mezardaki suskunlarla hasbihal etmeyi tercih ediyordu. Alışık ayakları onu gideceği mezara kadar götürdü. Bu Hafız Ali’nin mezarıydı. Ölümü severek ve gülerek karşılayan ilim şehidi Hafız Ali’nin mezarı. Mezarın etrafında tavaf eder gibi birkaç sefer döndü. Titreyen elleriyle beyaz mermer taşlarını okşadı. Yabani otları temizleyerek mezarın başucuna çöktü. </p>
<p>Bir grup halinde hapishaneye getirilmişlerdi. Neydi suçları? Adam öldürmek değil, kız kaçırmak değil, hırsızlık değil, çetecilik hiç değil. Hepsi de yorgun, bitkin vaziyetteydiler. Sadece içlerinden bir tanesi şarkın yalçın kayaları gibi heybetli, vakur ve kendinden emin duruyordu. Kurbanlık koyunlar gibi bir vagona tıkılmışlardı. Vagonun tavanında küçük bir delik varmış. Bir gün önce vagonla saman taşındığından esen rüzgarla samanın tozu gözlerine, boğazlarına dolmuş. Altmış beş kişi o küçücük vagonda su yok, ekmek yok, tuvalet yok günlerce yolculuk yapmışlar. Durumları Ausschwict toplama kampına giden masum insanlardan pek farklı değilmiş.<br />
 Ellerini açıp Fatiha okudu. Esas fatihayı Hafız Ali okuyacaktı ya. Çünkü onun yanık bir sesi vardı. Ne de güzel kuran okurdu. O kuran okumaya başladığında tüm mahkumlar lal-u ebkem kesilir ve o davudi sesi dinlerlerdi. Sadece mahkumlar mı? Hapishanenin soğuk duvarları bile o lahuti sesten buram buram terlerdi. Dindar insanlar ve de yaşlı kadınlar… Dışarıda Ezan, Kuran okunması yasak olduğundan kuran sesine hasret gönüller hapishaneye gelirler kulaklarını duvarların çatlaklarına dayarlar ve gözyaşları içinde doyasıya kuran çeşmesinden kana kana su içerler, içlerindeki Kuran, ezan hasretini bu şekilde dindirmeye çalışırlardı. Ne de fedakardı Hafız Ali. Kendi canından vazgeçebilecek kadar diğergamdı. Nitekim kıldırmış olduğu bir namaz ardından cemaatine amin dedirterek O Zatın yerine kendisinin ölmesi için Cenab-ı Hakka niyazda bulundu. Birkaç gün sonra da Üstadına mukabil şahadet şerbetini içti, ölümsüzleşti.<br />
 Artık gitme vaktiydi. Biliyordu ki ayakları onu buradan götürse de gönlü hep kalacaktı Yavaşça ayağa kalktı. Suskunlar arasından tefekkürle geçti ve şehrin ara sokaklarında kayboldu.</p>
<p>Aysun Hanımın içi rahattı artık, çünkü Küçük Emir kreşe başlamış, kendine yeni arkadaşlar edinmiş, yaramazlığını hırçınlığını birer birer terk ediyordu. Evde yapılacak ödevleri, boyanacak resimleri vardı ve doğacak kardeşini çok seviyor ne alınsa yarısı kardeşimin diyordu.<br />
 Sabahları kreşe beraber giderler sonra ortasında küçük göleti bulunan parkta sabah gezintisi yapardı. Gölette sevimli bir ördek ailesi yan yana yüzüyordu. Burayı benimsemişler hemen de uyum sağlamışlardı. Hem şurada doğuma ne kalmıştı ki. Sabah yürüyüşleri bebek için de sağlıklıydı. Yolda ihtiyara rastladı birkaç sefer. Sakallı, nur yüzlü sevimli bir adama benziyordu. Hala buralarda ne arıyordu acaba?<br />
 Emir “anne kreşe yalnız da gidebilirim” diyeli beri Aysun Hanım onu balkondan takip ediyordu. Teneffüslerde çocukların neşeli çığlıkları evin içine kadar geliyordu. Oyun parkında kovalamaca oynuyorlar, salıncağa biniyorlardı.<br />
 Bir seferinde ihtiyarı Emir’in yanında gördü, telaşlandı, balkondan seslenecek oldu, sonra vazgeçti. İhtiyar onun başını okşadı, cebinden bir şeyler çıkardı verdi.<br />
 Eve gelince çocuğu karşısına alıp:<br />
“sana yabancılardan bir şey almak yok demedin mi ben.”<br />
Çocuğun ceplerini kontrol etti, avuçlarını açıp baktı.<br />
“ben bir şey almadım anne.”<br />
“sus yalan söyleme bana.”<br />
Çantasını kontrol etti, ama herhangi bir şey bulamadı.<br />
“üzerini değiştir sonra doğru banyoya. Bugün cezalısın bilgisayarı açmak yok anlaşıldı mı?”<br />
 Çocuk bir suçlu gibi başını öne eğdi.<br />
“anlaşıldı mı dedim sana?”<br />
“tamam tamam anlaşıldı.”<br />
Emir odasına geçti, üzerini değiştirdi ve ihtiyarın boynuna astığı kolyeyi annesi bulamadığı için sevindi.<br />
 “artık sen benim dünya ahiret kardaşımsın Küçük Emir. Kardaşlığın temelinde de hediyeleşmek vardır” deyip avuçları arasındaki metal cismi boynuna asıvermişti.<br />
 “bu kolye dimi dede?”<br />
“evet, gümüş bir kolye, ama diğer kolyelerden çok farklı.”<br />
“içinde ne var dede.”<br />
“içindeki cevşendir. Bu senin zırhındır, seni kötülüklerden koruyacaktır ancak bir şartla&#8230;”<br />
 “benim örümcek adam kostümüm gibi mi dede?”<br />
İhtiyar gülerek:<br />
“evet aynen öyle ancak bir şartla demiştim ya, her şeyi Allah’tan bilmen şartıyla.”</p>
<p>Küçük Emir uyumadan önce bir müddet tavanda asılı fosforlu oyuncakları seyrederdi. Bu oyuncaklar arasında en sevdiği ay ve yıldızdı. Babası onları yan yana yapıştırarak “bu Türk bayrağıdır Emir, sen gece uyurken onlar senin üzerinde ebediyen hiç sönmeden parlasın” demişti. Şimdi ise fosforlu oyuncakların loş ışığında boynunda asılı kolyeyi inceliyordu. Bakışları kenara fırlatıp attığı örümcek adam kostümüne kaydı, artık sana ihtiyacım yok dedi. Benim kostümüm boynumda, o beni koruyacak ama bir şartla, ne demişti dede:<br />
 “her şeyi Allah’tan bilmek şartıyla tabi ki.” </p>
<p>Aysun Hanım elindeki metal cismi televizyon seyreden eşine uzatıp:<br />
“bir şeyler verdiğini biliyordum, artık yalana da alıştı senin ki.”<br />
Metal cismi eline alan eşi:<br />
“hayrola hanım yine kime kızdın?”<br />
“birkaç gündür sokaktaki ihtiyarı Emir’in yanında görüyorum bugün ona bir şeyler verirken gördüm, bak ona ne vermiş bir muska.”<br />
 Eşi tebessüm ederek metal cismi incelemeye devam etti:<br />
“Süleyman Amca’dan mı bahsediyorsun?”<br />
“sakın o meczubu tanıdığını söyleme bana.”<br />
“yakinen tanımam ama hayat hikayesini kısmen biliyorum.”<br />
“daha küçücük bir çocuk o, muskalarla ne işi olabilir ki”<br />
“bir kere bu muska değil cevşen, ayrıca Süleyman Amca’nın hikayesini bilsen ona meczup demezdin.”<br />
 “uzun zamandır merak ediyorum aslında bu ihtiyarı, bir kaç seferde karşılaştık yolda kötü birine benzemiyor ama yine de oğlumun benden habersiz bir yabancıyla muhatap olmasını istemiyorum.”<br />
 “Süleyman Amca zamanının bıçkın delikanlısıymış. Sene 1943. Bir namus davasından dolayı hapishane girmiş. Kısa sürede koğuş ağası olmuş. Değil gardiyanlar hapishane müdürü dahi ondan korkarmış. Hapishanede her gün kumar oynanır, ölümlü kavgalar çıkarmış. Bir gün müdür onu yanına çağırmış ve demiş ki ; “bak yakında buraya Şarktan bir Bektaşi gelecek. Rejim düşmanı bir muhaliftir. Kimse onunla konuşmayacak, onunla muhatap olmayacak. Ona istediğiniz kötülüğü yapabilir, angarya işlerinde çalıştırabilirsiniz.” O güne kadar adam öldürmüş, kumar oynatmışsa da kimseye zulüm düşünemez Süleyman Amca ve restini çeker; ”sen kim oluyorsun da bana emir veriyorsun, gelen hoş geldi sefa geldi, giden eyvallah uğurlar ola” der tersler müdürü.<br />
 “e sonra”<br />
“sonra beklenen grup gelir. İçlerinde o Bektaşi denilen Zat da var. Bakışı, duruşu ve kıyafeti diğerlerinden çok farklı. “Bir çayımızı iç hoca der saygıyla.” “Senin çayını içerim der ancak şu on kuruşu alman şartıyla” ve bir bardak çayını içer Süleyman Amca’nın. Sonra onu münferide alıp küflü, izbe bir hücreye koyarlar. Süleyman Amca bunu duyar ve hemen soluğu idarede alır. “Çabuk hocayı oradan çıkartın yoksa hapishaneyi başınıza yıkarım” der müdüre. Müdür çok korkar tabii ve hemen Hocayı o izbe yerden daha geniş, rahat bir hücreye naklederler.<br />
 “peki bu bıçkın delikanlı, hapishane efesi nasıl yola gelmiş.”<br />
“hapishanede Kuran bilen, namaz kılan iki Süleyman daha varmış, ama Üstad bir tek bizim Süleyman Amca’ya itimat eder ve talebelerine ne isterseniz ondan isteyin dermiş. Düşünsene namaz kılan Süleymanlara değil katil, kumarcı Süleyman’a sonsuz güven duyuyor. Çünkü diğerlerinin karakterinin bozuk olduğunu ve idareyle iş birliği yaptığını biliyor. Bir ara namaza başlamış, sonra çok zaman alıyor diye bırakmış. Üstad ona demiş ki: “kardaşım Süleyman sen farzlarını kılmaya devam et sünnetleri senin yerine ben kılarım.” Bir müddet sonra: “Üstadım artık sünnetleri kılmanıza gerek yok, ben hepsini kılıyorum demiş.” İşte böyle…”<br />
 “ver bakayım şu kolyeyi bana” diyerek eşinin elinden metal cismi aldığı gibi doğru Emir’in odasına gitti.<br />
 Emir odasında mışıl mışıl uyuyordu. Aysun Hanım usulca oğlunun yanına sokuldu. Yumuşak saçlarından okşayıp, yanağından öptü. Bebekliğinden beri hep aynı pozisyonda uyurdu; sağ tarafına kıvrılmış ve eli yastığın üzerinde yumruk şeklinde. Avucuna metal cismi bırakarak odadan çıktı.</p>
<p>O sabah şiddetli baş ağrısı ve mide bulantısıyla uyandı. Bu doğum sancısı olabilir miydi? ama doğuma daha iki hafta vardı, öyle düşünüyordu. Emir’i zoraki yatağından kaldırdı, üstünü giydirdi ve yuvaya girdiğini görebilmek için balkona çıktı. Zaman geçti. Emir görünmedi. Ne oldu bu çocuğa acaba? Aşağıya inecek gücü bulamadı kendinde. Parmaklıklara zor tutunuyordu. Dakikalar geçmek bilmiyordu. O sırada İhtiyar, Emir’in elinden tutmuş köşede göründüler. Beraber sohbet ederek okula gidiyorlardı. Bir süre seyretti onları. İhtiyar kreşin önünde durdu. Kapıyı yavaşça araladı.<br />
 Balkonda, demir parmaklıklara yapışmış, kasıkları ağrıyor, midesi bulanıyor, başı dönüyor, gözleri kararıyor ve sancıları giderek artıyordu. Sonra karışık renkler gördü, irili ufaklı gölgeler, parlak noktacıklar ve bir öbek ışık hüzmesi:<br />
 Kreşin kapısı ardına kadar açıldı. Bir hücreydi burası; küçük, dar, basık, köhne, karanlık, nem ve küf kokan. Kreşte çocuklar öğretmenleri nezaretinde neşe içinde legodan kule yapıyorlardı. Basık hücrede kırık bir somya. Yerde içinde bir kaç parça eşyanın bulunduğu küçük bir sepet. Somya üzerinde başı göğsü üzerinde gözleri yaşlı bir ihtiyar. Şu hasta, ihtiyar hali ve olanca yalnızlığı, kimsesizliği, aczi ve fakrına rağmen kim bilir kimlerin günahına ağlıyor, imansız yetişecek bir neslin acısını yüreğinin ta derinliklerinde hissediyor ve kim bilir ahirete gidecek olanların son duraklarının cennet olsun diye kendini paralıyor. Emir’de oyuna katıldı ve legolarla bir şeyler yapmaya başladı. Öğretmen sordu:<br />
 “Emir legoyla ne yapıyorsun?”<br />
“okul yapıyorum öğretmenim.”<br />
İhtiyarın elinde bir müsvedde bir şeyler çiziyor.<br />
“ne çiziyorsun ihtiyar?”<br />
“okulumun planımı çiziyorum.”<br />
“hasta ve mahpus halinle ne okulu bu böyle?”<br />
“ilerde bu hücrenin yerine yapılacak, içinde ailesine bağlı, vatana millete ve dinine sahip çıkacak talebelerin yetişeceği okul.”<br />
 “güldürme adamı ihtiyar, anlaşılan memleket memleket esaret zindanlarında dolaşman, küflü izbe hücrelerdeki yalnızlığın hayalci yapmış seni.”<br />
 “hayal değil bilakis hakikattir.”<br />
“aferin sana Emir ne güzel bir okul yapmışsın, okulun yanındaki bayrak direği mi?”<br />
 “evet öğretmenim, evimizdeki bayrağı bu direğe asacağım.”<br />
“ ince bir hat çizmişsin ihtiyar.”<br />
“evet”<br />
“pek bir şeye benzetemedim.”<br />
“Adı Elif’tir. Elif inceliktir, zerafettir. Letafettir, sevgidir hem muhabbettir. İlk ve tektir O. Mebdedir, bidayettir. Fikr-i mukaddestir zihinlerde. Adı Eliftir gönüllerde.”</p>
<p>Gözlerini açtığında karartılar, gölgeler birer birer kayboldu, şimdi florans lambalarının aydınlattığı bir odada etrafında beyaz önlüklü kimseler koşuşturuyordu. Kollarında, burnunda plastik hortumcuklar ve hortumcuktan kanına karışan bir sıvı. Tekrar daldı. Legolar içinde oynayan oğlunu gördü. Dar hücredeki ihtiyar ona tebessüm etti. Adı Eliftir, Elif incedir, narindir dedi. Karnında kıpırdanmalar hissetti, bir şeyler sökülüp geliyordu sanki. Bir koku geliyor burnuna, daha önce hiç duymadığı, koklamadığı büyüleyici, insanı mest eden bir koku. Bu koku biraz olsun rahatlatıyor onu, acısını unutturuyor. Az sonra yeni doğan bir bebeğin sesleri odayı kaplıyor.</p>
<p>Bu sene kış çetin geçti. Kışları ılık geçen bir bölge için alışık olunmayan bir durumdu bu. Öyle ki evlerin saçaklarında, ağaçların donmuş ince dallarında sarkıtlar oluştu. Parktaki ördek ailesi bile bundan etkilendi. Göletleri buz tuttuğu için uzun süre suya hasret kaldılar. Arkasından bahar geldi. Tabiat beyaz elbisesini çıkartıp yeşile büründü. Ağaçlar yeşillendi, dallarında kuşlar şakımaya başladı, çağlalar çiçek açtı.</p>
<p>Aysun Hanım çocuk odasının perdesini sonuna kadar çekti, pencereleri açtı. Güneş huzmeleri, baharın taze kokusuyla birlikte odaya doluştu. Camlardan sızan ışınlar çocukların gözlerini kamaştırdı.<br />
 “Emir, Elif hadi bakalım kalkın okula geç kalacaksınız çabuk çabuk.”<br />
Gözlerini ovuşturarak uzun uzun esnediler, uykunun bu tatlı anında uyanmak zor geldi onlara. Sonra annelerinin kucağına atlayarak yanağına sabah öpücüğü kondurdular. Emir ilkokula servisle gidiyordu. Elif ise anaokuluna daha yeni başlamıştı. Her sabah yuvaya annesiyle birlikte giderlerdi. Yuvaya giderken Elif şunu fark etti ki; annesi parkın bir köşesine gelince duraksıyor ve birini ararmış gibi etrafına bakıyordu. Bir de kreşe gelince yapıyordu aynı şeyi. Kreşin kapısı önünde duruyor, kapıyı yavaşça açıyor, ve derin derin bir şeyler kokluyordu sanki.</p>
<p>Sonraki senelerde çok butikler, lüks mağazalar, esansçılar ve parfümeriler gezdi ancak o insanı mest eden, büyüleyici kokuya hiçbir yerde rastlamadı. Bazen yuvayı deterjanlı suyla yıkadıklarına hayretler etti. Demek ki o kokuyu başkaları hissetmiyordu. Aysun Hanım bu kokuyu kızını kreşe her götürdüğünde duyumsadı ta ki Elif kreşi bitirinceye kadar. Küçük Elif yuvayı bitirince artık o koku da ortadan kayboldu. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.herseyguzelolacak.com/wp/adi-eliftir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

 

